MEHDİ ALİ RESUL HAZRETLERİ
Akıl hastasinde Mehdi Ali Resul Hazretleri ile tanıştım. Göğsüne kadar inen beyaz sakalı ve beyaz kaput bezinden kendisine diktiği şalvar, belini altına uzanan gömlek, başına yine aynı bezden yaptığı omuzlarına sarkan pelerin vari kefiyesiyle değişik bir adamdı.
II.Dünya Savaşı sırasında, Trakya'da Sahra Hastanesi'nin başhekimi iken eczacı asteğmeninin kafasına silahıyla bir el endaht eylemiş ve arkasından da “Mehdi Ali Resul” olarak kendisini ilan etmişti. Askeri Hastane, Adli Tıp Kurumu, son durak sa Bakırköy. Malulen emekli olduğu için iyi bir maaşı vardı.
30 santimetre uzunluğunda bir ağaç dalına ufak çiviler geçirmiş, dört beş tane konserve kutusunu delip iple kulp yapmış. Bu kulplar elindeki değneğin çivilerine takılı, içleri yemek artığıyla dolu. Sol koltuğunun altında askısıyla bir Kuran-ı Kerim, peşinde 10-15 kedi hastaneni içinde dolaşırdı. Hastalarla personel ona hoşgörüyle bakarken, dışarıdan gelen ziyaretçilerin bir bölümüyse, onun erenlerden olduğuna kesinlikle inanırdı.
Düşünüyorum, Müslümanların peygamberi Hz.Muhammed (SAV), İslamiyet'in ilk döneminde Müslümanlara büyük eziyet eden Ebu Leheb'in babası dünya durdukça lanetle anılsın diye bir ad koyalım demiş. Müminlerin kimisi yılan, kimisi çıyan, kimisi de pislik diyelim derken, Peygamber efendimiz şöyle buyurmuş;
“Cehalet kadar kötü Bir şey yoktur. Biz onun adını Ebu Cehil koyalım.”
İnsanoğlu kendi putunu kendi yaratıyor, yarattığına tapıyor. Bizim Mehdi Ali Resul Doktor Binbaşı Hüsamettin Bey'in oldukça iyi bir emekli maaşı vardı. Her sabah 25 kuruş verir bir Cumhuriyet gazetesi alır, 25 kuruş verir bir ufak ömür yoğurdu alırdı. Bunun dışında başka bir şeye para harcadığını da gören olmamıştı.
Bir dönem geldi, baktım hazret herkese madlen çikolata, çifte kavrulmuş lati lokum ikram ediyor. Bu bir seferlik olsaydı pek üstünde durmazdım, ama her gün devam ediyordu. Eh ne de olsa oranın gönüllü asayişini üstlenmiştim. Hazrete bunların nereden geldiğini sordum, tık yok. Önce sağa sola bakındım. Sonradan da yatağının altına baktım ki, yedi sekiz kutu daha çikolata ve lati lokum. Hemen takibe aldım.
Hastanede koğuştan bol Bir şey yok. Birileri geliyor hocaya birşeyler söylüyorlar. Arkasından da “Ne mübarek adam...” diyorlar. Hatta o konuşurken not alan da var. inanın hoca konuşmasa, onlar aldıkları notlarla onun adına konuşabilirlerdi. Yanaştım, Birkaç gün süren araştırmamda bu insanlarla konuştum. Ez cümle şunları söylüyorlardı;
-Mübarek adam canım. Adamdan güzellik iyilik akıyor. Şifa akıyor.
-Hocam kurbanın olalım bize bir muska yaz. Hastamız iyileşsin. Bak hastayı da aldık koğuştan getirdik, diyorzu. O hiç oralı olmuyor. “Burası hastane. Ben de burada hasta kaydındayım. Siz neden medet umuyorsunuz? Benim esas mesleğim doktorluk. Bunlar muskayla olacak iş mi?” diye kızıyor. Biz yalvar yakar oluyoruz. Zaten bize öyle öğrettiler. O da diyor ki, “Yazayım, yazayım ama ben bu işler için para almam. Siz Sirkeci'de Sansaryan Han var, emniyet müdürlüğü olarak kullanılıyor. Onun sokağının başında Hacı Muhittin Bekir'in kollektif şirketi, şekerci dükkanı var. oradan bir kutu madlen çikolata ile bir kilo çifte kavrulmuş lati lokum alın. Ben muskanın kağıdına, muşambasına para istemem. Sizin getirdiklerinizi hastalara dağıtırım. Onların duası sevabıyla da bir şeyler olur herhalde”
ithalat kısıtlı olduğu için çikolata pahalıydı. Bir kilosu 35 lira. Çifte kavrulmuş spesiyal Hacı Bekir lati lokumun kilosu da 7.5 lira. Yani bir muskanın bedeli 42.5 lira. Ord. Prof. İhsan Şükrü Aksel'de Şişlideki muayenehanesinde vizite ücreti olarak 40 lira alıyordu.
Kurban olduğum Allah, millete akıl fikir ihsan eyle. Benim Mehdi Ali Resul hazretlerine diyecek birşeyim yoktu. Hakikaten millete dağıttığı çikolata ve lokumdan yediğini görmedim desem yeridir.