Son Güncelleme:07:02:41 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa YAZARLAR ÜNAL İNANÇ

Ünal İnanç

Ünal İNANÇ, İstiklal savaşı gazisi bir anne ve babanın 1938 yılında doğan oğludur. Basın camiasına 1959 yılında Akis Dergisi'nde muhabir olarak adım atmış,  hapishane, akıl hastanesi ve yasal haklardan kısıtlılık gibi zorunlu aralıklardan sonra 1974 yılında çıkan af kanunundan yararlanmış ve aralıksız olarak günümüze kadar çalışmalarını sürdürmüştür.

Basın-Yayın Genel Müdürlüğü'nün kayıtlarına göre Akis, Anka, THA, Vatan, Millet, Milliyet, Ayrıntılı Haber, Dünya, Söz, Sabah ve benzeri yayın organlarında çalışmıştır.

Hazırladığı haftalık Aykırı Haber programı STV, ART, Kanal 6 ve Ulusal Kanal'da 300'ü aşkın bölüm olarak yayınlanmıştır.

 

Türkiye ve Terör, Terör Örgütleri ve Ansiklopedik Sözlük, Bilinmeyen Sol, Doğudaki 15 Grup, Apo, PKK ve Saklanan Gerçekler(İmralı'da Neler Oluyor), Lazımlık gibi kitaplara ve çalışmalara imza atmıştır.

 

Dört çocuk ve beş torun sahibi olan Ünal İNANÇ'ın yöneticiliğini yaptığı Şirinoğlu Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde topladığı 60 bini aşkın kitabı, binlerce mahkeme dosyası, başta terör olmak üzere; organize suçlar ve espiyonaj'a ait bilgi ve belgelerden oluşan geniş bir arşivi vardır.



Gizli tanık Munzur, "gördüm" diyorsa görmüştür...

e-Posta Yazdır PDF

Yemin etmiş bir kere, yalan mı söyleyecek?

Cumhuriyetin savcısı elbette Munzur'un anlatımlarını maddi dellilerle kanıtlamıştır. Erzincan ili önemli bir il. Anam Erzincan'ın kurtuluşunda yaralı askerlerimize bakıyordu. Babam 17 yaşında Miralay Halit Bey  ve Seyit Rıza komutasındaki batı milisleri ile beraber dövüşmüştü. Üçüncü ordumuzun karargahı Erzincan'dı.

Başsavcı Cihaner malum terör örgütünün doğu kanadı olayıyla her gün televizyonlarımızda ve medyamızda görüyoruz.   Bu arada gizli tanık Munzur'un konuyla ilgili mahkemece kabul edilen iddianamedeki ithamları da ortaya çıktı. Albay Dursun Çiçek'le yol arkadaşı Saygun Paşa'yı ordu evinde kahvaltıda görmüş.



Vay anasına, çocuklar taş atıyormuş!

e-Posta Yazdır PDF

Bakanlarımız, siyasi partilerimiz taş atan çocukların derdine düştü. Mesleğimi soranlara gazeteci diye kendimi tanıtıyordum. Makalelerimi hangi gazetede yayınladığımı soranlara da, “Ben muhabirim. Polis-adliye muhabiriyim.” diyordum. 2003 senesinde Ankara'da Basın Yayın Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve Türkiye'deki tüm basın yayın kuruluşlarının temsil edildiği bir toplantıda yaptığım zorunlu konuşmayla devam edeyim;

“Polis-adliye muhabirliği bu mesleğin “A” harfidir. Ben kırk yılı aşan bir süre içinde bu ilk basamakta takıldım kaldım. 60 bini aşan kitapla, on binlerce mahkeme dosyası, milyonlarca belgeyle hala aynı yerdeyim. Burada tanıdığım bir çok meslektaşım var. Bir de bu harflere hiç takılmadan en üste yükselmiş marifetli kişiler.”



Mübarek Adamlar -4-

e-Posta Yazdır PDF

MEHDİ ALİ RESUL HAZRETLERİ

Akıl hastasinde Mehdi Ali Resul Hazretleri ile tanıştım. Göğsüne kadar inen beyaz sakalı ve beyaz kaput bezinden kendisine diktiği şalvar, belini altına uzanan gömlek, başına yine aynı bezden yaptığı omuzlarına sarkan pelerin vari kefiyesiyle değişik bir adamdı.

II.Dünya Savaşı sırasında, Trakya'da Sahra Hastanesi'nin başhekimi iken eczacı asteğmeninin kafasına silahıyla bir el endaht eylemiş ve arkasından da “Mehdi Ali Resul” olarak kendisini ilan etmişti. Askeri Hastane, Adli Tıp Kurumu, son durak sa Bakırköy. Malulen emekli olduğu için iyi bir maaşı vardı.

30 santimetre uzunluğunda bir ağaç dalına ufak çiviler geçirmiş, dört beş tane konserve kutusunu delip iple kulp yapmış. Bu kulplar elindeki değneğin çivilerine takılı, içleri yemek artığıyla dolu. Sol koltuğunun altında askısıyla bir Kuran-ı Kerim, peşinde 10-15 kedi hastaneni içinde dolaşırdı. Hastalarla personel ona hoşgörüyle bakarken, dışarıdan gelen ziyaretçilerin bir bölümüyse, onun erenlerden olduğuna kesinlikle inanırdı.

Düşünüyorum, Müslümanların peygamberi Hz.Muhammed (SAV), İslamiyet'in ilk döneminde Müslümanlara büyük eziyet eden Ebu Leheb'in babası dünya durdukça lanetle anılsın diye bir ad koyalım demiş. Müminlerin kimisi yılan, kimisi çıyan, kimisi de pislik diyelim derken, Peygamber efendimiz şöyle buyurmuş;

“Cehalet kadar kötü Bir şey yoktur. Biz onun adını Ebu Cehil koyalım.”

İnsanoğlu kendi putunu kendi yaratıyor, yarattığına tapıyor. Bizim Mehdi Ali Resul Doktor Binbaşı Hüsamettin Bey'in oldukça iyi bir emekli maaşı vardı. Her sabah 25 kuruş verir bir Cumhuriyet gazetesi alır, 25 kuruş verir bir ufak ömür yoğurdu alırdı. Bunun dışında başka bir şeye para harcadığını da gören olmamıştı.

Bir dönem geldi, baktım hazret herkese madlen çikolata, çifte kavrulmuş lati lokum ikram ediyor. Bu bir seferlik olsaydı pek üstünde durmazdım, ama her gün devam ediyordu. Eh ne de olsa oranın gönüllü asayişini üstlenmiştim. Hazrete bunların nereden geldiğini sordum, tık yok. Önce sağa sola bakındım. Sonradan da yatağının altına baktım ki, yedi sekiz kutu daha çikolata ve lati lokum. Hemen takibe aldım.

Hastanede koğuştan bol Bir şey yok. Birileri geliyor hocaya birşeyler söylüyorlar. Arkasından da “Ne mübarek adam...” diyorlar. Hatta o konuşurken not alan da var. inanın hoca konuşmasa, onlar aldıkları notlarla onun adına konuşabilirlerdi. Yanaştım, Birkaç gün süren araştırmamda bu insanlarla konuştum. Ez cümle şunları söylüyorlardı;

-Mübarek adam canım. Adamdan güzellik iyilik akıyor. Şifa akıyor.

-Hocam kurbanın olalım bize bir muska yaz. Hastamız iyileşsin. Bak hastayı da aldık koğuştan getirdik, diyorzu. O hiç oralı olmuyor. “Burası hastane. Ben de burada hasta kaydındayım. Siz neden medet umuyorsunuz? Benim esas mesleğim doktorluk. Bunlar muskayla olacak iş mi?” diye kızıyor. Biz yalvar yakar oluyoruz. Zaten bize öyle öğrettiler. O da diyor ki, “Yazayım, yazayım ama ben bu işler için para almam. Siz Sirkeci'de Sansaryan Han var, emniyet müdürlüğü olarak kullanılıyor. Onun sokağının başında Hacı Muhittin Bekir'in kollektif şirketi, şekerci dükkanı var. oradan bir kutu madlen çikolata ile bir kilo çifte kavrulmuş lati lokum alın. Ben muskanın kağıdına, muşambasına para istemem. Sizin getirdiklerinizi hastalara dağıtırım. Onların duası sevabıyla da bir şeyler olur herhalde”

ithalat kısıtlı olduğu için çikolata pahalıydı. Bir kilosu 35 lira. Çifte kavrulmuş spesiyal Hacı Bekir lati lokumun kilosu da 7.5 lira. Yani bir muskanın bedeli 42.5 lira. Ord. Prof. İhsan Şükrü Aksel'de Şişlideki muayenehanesinde vizite ücreti olarak 40 lira alıyordu.

Kurban olduğum Allah, millete akıl fikir ihsan eyle. Benim Mehdi Ali Resul hazretlerine diyecek birşeyim yoktu. Hakikaten millete dağıttığı çikolata ve lokumdan yediğini görmedim desem yeridir.



Sayfa 1 / 4

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »