Son Güncelleme:05:46:06 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa YAZARLAR DENİZ BİLGEN ÇAKIR

Deniz Bilgen Çakır

Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olan Deniz Bilgen Çakır, gazeteciliğe ilk olarak 2001 yılında Hürriyet Gazetesi'nde stajyer muhabir olarak başlamıştır.

2002 yılından beri gazeteciliğin duayeni Ünal İnanç'ın yanında çalışmakta olan Çakır, bu süre içinde İnanç'ın hazırlayıp sunduğu “Aykırı Haber” programında çeşitli görevler almış, Havva Zeren'in yönettiği “Biz Oradaydık” programının metin yazarlığını yapmış ve yine İnanç'ın yazdığı Lazımlık kitabının editörlüğünü yapmıştır.



Bugün Önemli Bir Gün...

e-Posta Yazdır PDF

Ben üniformalıları severim...
Asker, polis hiç fark etmez... Üniforma görmem yeter. Öyle bir ailede büyüdüm çünkü; Cumhuriyet'in polisi, Atatürk'ün askeri diyerek... Hep saygı duyarak. Ne yazık ki tüm askerlerin Atatürk'ün askeri, tüm polislerin Cumhuriyet'in polisi olmadığını çok geç fark ettim. Ama işte o üniformaya saygı yok mu... Asker, polis deyince akan sular duruyor. Ben de çok istedim olmayı vakti zamanında, olmadı. Bu yüzden olacak, çevremdeki arkadaşlarımın çoğu üniformalıdır. Aralarında kendimi onlar gibi hissettiğimden herhalde.
 
Ben üniformalıları severim. Tabi  giydikleri kıyafetin onuruna yakıştıkları, taşıdıkları ay yıldıza layık oldukları sürece... Çok sevdiğim bir ağabeyimin dediği gibi, “Polis var yürek taşır, polis var çanta taşır...”

İşte bugün, o ay yıldızı onurla, gururla taşımış yürekli bir adamın, gerçek bir kahramanın ölüm yıldönümü.
Bugün, Silahlı Kuvvetler tarafından Üstün Hizmet Madalyası'na layık görülmüş, ömrünü vatanına harcamış çok özel bir polisin ölüm yıldönümü.
Bugün, bir babanın, bir oğulun, bir kardeşin ölüm yıldönümü.

Ve ne yazık ki aradan bir yıl geçmesine rağmen bu ölümün üzerindeki şaibeler henüz kalkmadı.

Nur içinde yat Behçet Başkan, mekanın cennet olsun...



Darbeler ülkesi Türkiye...

e-Posta Yazdır PDF

Aman aman... Her tarafta bir darbe lafı dolaşıp duruyor... En son Balyoz var manşetlerde... Düşündüm taşındım hak verdim. Darbeler ülkesiyiz çünkü...
Bakınız Cemil Çiçek mesela, rejime yönelik tehdit oluşturan cemaatlerin soruşturmasını yürüten savcıyı arayıp göz altına alınanların serbest bırakılmasını isteyebiliyor... Adalet Bakanı bu.... Bakıyor yani adalete Allah var. Ama kimin tarafından baktığı meçhul!
Cemaatleri soruşturan Cumhuriyet'in savcısı başka bir savcı tarafından tutuklatılabiliyor...  Bir haftadır konuşuluyor daha karar verilemedi yetki aşımı mı, yetki gaspı mı? Yoksa uzak diyarlardaki etkili bir yetkisiz mi rahatsız oldu Cumhuriyet Savcısından....
Emekli generalleri tek tek alıyorlar içeri. Yakında dışarıda emekli paşa kalmayacak. Subaylarda zaten emekli, muvazzaf ayrımı yapılmıyor... Orduyu Silivriye taşıdık sayılır...
Gazetecileri yazarları bu hızla almaya devam ederlerse iletişim fakülteleri kapanacak... Zamanla Taraf neyimize yetmiyor...
Bir tek sayın Başbakanımız kurtuldu bu darbe olayından. Malum ayakkabı teyet geçti İspanya'da. Ama normaldir, malumunuz “Peygamber gibi adam!”
Kafes eylem planı diyorlar ya hani... Doğrudur... Gayet itinayla kafese koydular hepimizi. Bu darbe darbe dedikleri şey de başımıza inenler... Söyleyin Allah aşkına siz hissetmiyor musunuz?



Aranızda erkek yok mu?

e-Posta Yazdır PDF

 

Dün Abdullah Öcalan'ın yakalanışının 11. yıldönümüydü. Gazetelerin internet sayfalarında boy boy fotoğraflar gördünüz gün boyunca. Terör örgütünün yandaşları dört bir yanda protesto gösterileri yapmışlar. Alışmak kötü bir şey. Alışmak bazı şeyleri normalleştiriyor insanlara.

Kanlı bir katil yakalanıyor. O katil ki; bebek, çocuk, kadın ihtiyar dememiş katletmiş. Öğretmen, asker, imam, polis hiç ayrım yapmamış. Yıllarca vatanın kalbine ateş düşürmüş. Bir hain, bir sapık... Saymakla bitmez. İşte o katilin yakalanma yıldönümünün şenliklerle kutlanması gerekirken bir de protesto gösterileri görmek zorunda kalıyoruz. Dedim ya alışmak kötü şeydir diye.  İşte biz ne yazık ki alıştık böyle gösterilere.

Ama benim dikkatimi başka bir şey çekti gazetelerde. Örgüt yandaşları gösteri yaptı diye bir başlık, altında protestocuların fotoğrafı; yaşlar 10-15 arası değişiyor. Anaları tutmuş çocukların kolundan çekiştiriyorlar, polis göz altına almasın diye. Bu durumda insanın aklına şu soru geliyor, bu terör örgütünün tüm yandaşları çocuk mu?  Yoksa kendilerine “özgürlük savaşçısı, militan” gibi adlar veren bu kanlı örgütün üyeleri ve yandaşları aslında korkularından çocuklarını öne sürüp bir de kadınlarını peşlerinden göndererek kendileri perde arkasına gizlenip izleyecek kadar korkak mı?

Hani erkeklik, namus adına on yaşında çocuğun eline silah tutuşturup “namus, töre” gibi kavramların arkasına saklanarak cinayet işleten çooook erkek adamlar vardır. Ne kendi yürekleri yeter çünkü o silahı tutmaya ne de  yıllarca hapis damında yatmaya maçaları yeter. İşte o erkekler ne kadar erkekse bu örgütün yandaşları da o kadar erkek. O kadar bile değil hatta!

 



Diğer Makaleler...

Sayfa 1 / 2

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »