Türkiye Cumhuriyeti şu demokrasiden çektiğini başka hiçbir şeyden çekmediİlk olarak 1950 yılında tanıştık demokrasiyle.
1950 hükümet programında; “Yargıçlarımızın Anayasa'dan aldıkları teminatı hakkı ile gerçekleştirecek hükümler tesis etmenin zaruretine inanıyoruz.” 1951 hükümet programında ise; “Yargıç teminatını genişletecek olan esasları havi yargıçlar kanunu tasarısı üzerinde çalışılacak” diyen diyen Demokrat Parti, aradan dört yıl geçtikten sonra bu konudaki ilk çalışmasını tam aksi yönde yaptı.
21 Haziran 1954'de Emekli Sandığı Kanunu'nun 39. maddesi değiştirilerek Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkan ve üyelerinin “görülen lüzum üzerine” emekli edilebileceği hükmü getirildi. Oysa bu tarihten önce hakim ve memurların bile emekliye sevk edilmeleri Danıştay'a başvurularak iptal edilebiliyordu. 39. maddenin değiştirilmesi konusu Meclis'te tartışılırken CMP Kırşehir Milletvekili Osman Alişiroğlu söz alarak şunları söylemişti;
“Teşrii ve icrai selahiyetleri meclisin nefsinde toplayan Anayasamız kaza selahiyetini millet namına hüküm verecek olan müstakil mahemelere bırakmıştır. Mücerret mahkemeler müstakildir demek maksadı temine kafi değildir. Adalet cihazında çalışan hakimlerin teşrii ve icrai kuvvetin her türlü tesir ve nüfuzundan uzakl bulunması şartları kanunlarla sağlanmadıkça adalete müstakil nazarı ile bakılamaz. Hükümetten korkan veya ondan lütuf bekleyen bir hakim elbette ki istiklal şartlarından mahrumdur. Bir ilim adamının, bir temyiz mahkemesi azasının, bir Danıştay üyesinin ehil olmadıklarını ve hizmeti aksattıklarını tayin ve tesbit hususunda hükümetin elinde bir kontrol ve teftiş mekanizması da mevcut değildir. Yüksek kaza mercilerini iktidarın hüküm ve nüfuzu altında bulundurmak maksadı açıktır”(Kanun yapma ve uygulamayla ilgili yetkileri Meclis'in sorumluluğu altında toplayan Anayasamız yargı yetkisini millet adına hüküm verecek olan bağımsız mahkemelere bırakmıştır. Sadece sözle -mahkemeler bağımsızdır- demek amaca ulaşmaya yeterli değildir. Adalet mekanizmasında çalışan hakimlerin kanun yapma ve uygulama kuvvetinin her türlü etki ve nüfuzundan uzak bulunması şartları kanunla sağlanmadıkça adalete bağımsız gözüyle bakılamaz. Hükümetten korkan veya ondan çıkar bekleyen bir hakim elbette ki bağımsızlık şartlarına sahip değildir. Bir ilim adamının, bir temyiz mahkemesi üyesinin, bir Danıştay üyesinin yeterli olmadıklarını ve hizmeti aksattıklarını belirlemek konusunda hükümetin elinde bir kontrol mekanizması mevcut değildir. Yüksek yargı makamlarını iktidarın hüküm ve etkisi altında bulundurmanın amacı açıktır)
Gerçekten de bu maddenin değiştirilmesinden hemen sonra yargıda bir temizleme süreci başlatıldı. Yargıtay temyiz 1.başkanı ve daire başkanlarının da dahil olduğu pek çok kişi emekliye sevk edildi. Böylece hukuk devleti olmanın vazgeçilmez şartı olan yargı bağımsızlığı, adı Demokrat olan bir parti tarafından kanunda yapılan bir değişiklikle bu şekilde yerle bir edildi. Başta da demiştik, Türkiye Cumhuriyeti hiçbir şeyden çekmedi şu demokrasiden çektiği kadar.



Daha önce de yazmıştım. 1980'de Çorum olaylarının olduğu günün akşamı Çorum'da Valilik Konağı'ndayız. Vali'nin odasının kapısında bekliyoruz. İçeride, İçişleri Bakanı Mustafa Gülcügil, Sağlık Bakanı Münif İslamoğlu, Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun, olaylar olup bittikten sonra bastıran Hava İndirme Tugayı Komutanı(adında yanılabilirim Suat İlhan Paşa olabilir), Çorum Valisi ve Emniyet Müdürü bulunuyordu. Konuşmalar bitip basını içeri aldılar. Celasun Paşa'nın önünde, yerde bir kağıt parçası duruyordu. Ayağım halıya takıldı, tökezledim, elimdeki not kağıtları döküldü. O arada yerdeki kağıtta nasıl olmuşsa benim elime geçti. Açıklamadan önce anımsadığım kadarıyla, Kayseri Hava İndirme Tugayı'ndaki komandolara bir takım kendini bilmezlerin “Komünist asker Moskova'ya” diye bağırdığı şeklinde bir takım konuşmalar oldu. Benim aklım fikrim ise yerden aldığım kağıttaydı.
Yıl 1991, yer Cumhurbaşkanlığı konutu. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'la Rusya Ostankino televizyonu için bir söyleşi yapıyorum. "Sisler arkasında ülke Türkiye" adlı iki bölümlük bir belgesel çekiliyor. Ben de bunun Özal'la söyleşi ayağını gerçekleştireceğim. Rusya karışık bir ortamda. Gorbaçov'a karşı başarısız bir darbe girişimi olmuş, Yeltsin gelmiş.