Son Güncelleme:05:46:06 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa HABERLER ORGANİZE SUÇLAR

Organize Suçlar

Baba mı? Mafya mı? Son kabadayı mı? Dündar Kılıç hayatımıza ne zaman girdi....

e-Posta Yazdır PDF

SıkıYönetim Komutanlığı tarafından tutuklandı. Yaralama ve cinayetten, silah ve mermi kaçakçılığına kadar pek çok suçtan göz altına alındı, tutuklandı. 1984 yılında yapılan “Babalar Operasyonu”nda göz altına alındığında namı iyice yayılmıştı.
Kızı Uğur'un yer altı dünyasının başka bir 'ünlü ismi'  olan Alaaddin Çakıcı'yla evliliği süresince damadıyla pek çok kez karşı karşıya geldi.  Bunlardan en bilineni Selim Edes ve Engin Civan arasındaki anlaşmazlığı çözmek için Semra Özal ve Uğur Çakıcı'nın ricalarını kıramayarak aracı olmasıyla yaşadıları çekişme oldu. Kızı, Çakıcı'dan boşandı ve boşanmadan bir süre sonra Uludağ'da eski eşinin adamları tarafından vurularak öldürüldü.
Baba dendi, kabadayı dendi, mafya dendi...
1935 yılında Trabzon'un bir köyünde başlayıp Ankara'ya uzanan ve 1999 yılında İstanbul'da bir kalp kriziyle sona eren hayatı, ölümünden sonra “Kurtlar Sofrasında Son Kabadayı” ismiyle kitaplaştırıldı.

Ancak ölümünün üzerinden 11 yıl geçmesi bile Dündar Ali Kılıç isminin gündemden düşmesini sağlayamadı.  Son olarak torunu Onur Özbizerdik'in Polat Towers'da işlediği iddia edilen cinayetle ismi yine gazete sayfalarındaydı.

 
Peki ilk olarak ne zaman gördük Dündar Kılıç adını gazete sayfalarında? İşte size tarihten bir sayfa... 

 4 Nisan 1962-Son Havadis Gazetesi

 

 



Hiram Abas'ı Kim Öldürdü?

e-Posta Yazdır PDF

26 Eylül 1990 günü o dönemde çalıştığım Sabah Gazetesi Ankara bürosunda telefonla Mehmet Eymür tarafından arandım. Mehmet (Eymür), Hiram Ağabey’in öldürüldüğünü kendisinin havaalanına doğru yola çıktığını, İstanbul’a gideceğini söyledi. Ardından ilave etti; Korkut (Eken) da senin oraya gelmek üzere, hemen aşağı in. Toparlandım, büro haber sorumlusu Süha Örtülü’ye €˜İstanbul’u uyar, Hiram Bey’i öldürmüşler Bağdat Caddesinde’ dedim.

O dönemde Hilton Otelinin karşısındaki büroda çalışıyorum. Aşağı indim, o sırada da Korkut geldi. O dönemde İstanbul’a karayoluyla ancak E5’den gidiliyordu. Üç buçuk saatte Hiram ağabey’in evine geldik. Eşi, kızı, oğlu ve Eymür’ün yanı sıra evde bir çok insan daha vardı. Son derece üzüntülüydüm. Hiram Ağabey, çok okuyan, fazlasıyla lisan bilen bir insandı. Özellikle organize suç, espiyonaj, kriminoloji (suç bilimi), psikoloji ilgilendiği sahalardı. Bu konular benim de hobimdi. Yeri doldurulmaz bir dost, bir hoca kaybetmiştim. Ölü evinde bir kenarda düşünürken aklıma geldi, bir ay kadar önce konuşurken;   €˜Cumhurbaşkanı’na bir memorandum sundum. Bana son derece ters gelen bir yapılanmayı gözlemledim. Bu ülke için felaket olur. Gereğini yapmazsa basına vereceğim. Dün Uğur Dündar ve Erol Simavi ile atıcılık kulübündeydim. Uğur bir silah almış, ilgilendim, kullanmaya yatkın. Erol’a bahsettim, yayınlarız dedi.’ dedi. Aklıma birinci MİT raporu ve Hiram ağabeyin istifası geldi. Ankara’dan İstanbul’a kadar uğurlamıştım. Öndeki arabada Hiram ağabey, eşi ve kızı bulunuyor, arabayı da oğlu kullanıyordu. Arkadaki arabada Korkut, Mehmet ve Ben vardık. Hiram ağabeyin bir basın toplantısı düzenleyeceğini söylediler. Ben de bunu son derece yanlış olacağını, söylemesi gereken bir şey varsa bunu tek bir gazeteciye anlatması gerektiğini vurguladım. Bana €˜sen söyle’ dediler. Korum otelde mola vermiş yemek yiyorduk. Konuyla ilgili fikrimi açtım. Düşündü, €˜kiminle konuşmamı önerirsin’ diye sordu. Ben de €˜Güngör Mengi’yle’ dedim. Muammer Beye de bir sözüm vardı dedi. Bense, ikisinin kardeş gazetelerin yazarları olduğunu, birinin Yeniasır, diğerininse Sabah’ta çalıştığını söyledim. Mengi’yle konuştuktan sonra Ankara’dan Muammer ağabeyi aradım. Muammer ağabey de İstanbul’a gelecekti. Buluşma günü Muammer ağabey bir kalp krizi geçirdiği için gelemedi. Güngör ve Hiram Bey’in söyleşisi iki gün Sabah’da yayınlandı. Büyük ilgi çekti. Hiram Bey €˜bu basında çıkmadan duyulursa canıma kast edebilirler’ diye bir şey söylemişti ve irkilmiştim. Hiram ağabey bana €˜sayın Mengi’yle konuş yine onunla konuşayım’ dedi. Güngör beyi aradım. Üstü kapalı anlattım. Güngör bey €˜benimle hangi sıfatla konuşacak. Emekli MİT müsteşar yardımcısı olarak mı yoksa Cumhurbaşkanı’nın güvenlik danışmanı olarak mı’ diye sordu. Ona hangisinin cazip geleceğini sordum, güvenlik danışmanı deyince, Hiram bey kabul etti. Güngör’le buluştuğunu ve konuştuğunu anlatmıştı. Ben oradaki arkadaşlara Hiram ağabeyle geçen bu olayı anlatınca hemen meseleyi anladılar. Sen solcusun, şüpheleri başka tarafa mı çekmek istiyorsun dediler. Hiram ağabeyin ölümünden iki üç gün önce Güngör eşini kaybetmiş ve bir arkadaşıyla dinlenmek için tekneyle dolaşmaya çıkmıştı. Hiram ağabeyin defnedildiği gün beni aradı, denizde olduğunu söyleyerek olayı sordu. İSVİÇRE CİTİBAM FİRMASI, ANDROTTİ VE ROCHİLD BANK Aradan kısa bir zaman geçti. Öldürülen bir DEV-SOL militanında Hiram ağabeyi öldüren silah bulundu. Zaman akıp giderken İsviçre’de federal savcının yaptığı bir operasyonu öğrendim. Federal savcı Rochildbank’ı basar. Genel müdür Jurkher’in zimmetinde Rochild’e ait 140 milyon, başka birilerine ait 100 milyon İsviçre frangı görünmektedir. Genel müdüre bu konuda sorular yöneltir. 140 milyonun sahibi Rochild, aman efendim. Benim genel müdürümle böyle bir konuda anlaşmazlığım olamaz. Çok daha büyük paralar defaten onun zimmetinde görünebilir der. 100 milyonun sahipleri de aynı şekilde konuşur. Nahif bir zat olan genel müdür savcıya papuç bırakmaz ve şunları söyler;   Sen bir şey yapmak istiyorsan bana şöyle sorular sor, yüce papanın vallessaya aracılığımla gönderdiği 35 milyon doları anlatayım. (bundan önceki Polonyalı papa JeanPaul). Hadi onu sormuyorsan İtalyan mahkemeleri dönemin başbakanı Andriotti’nin rüşvet olayını soruyor. Aracılığımla citibam firmasının agusto helikopterler için yaptığım ödemeleri anlatayım.   Hadi onları sormuyorsun şu Londra’da köprüye asılı banker Calvi vardı. Onun katiline ödediğim beş milyon doları anlatayım. Bu olay benim dikkatimi çekti. İsviçre’de hükümlü bulunan Abdullah Çatlı ne tesadüf ki bu sıralarda hapishaneden kaçmayı başarabilmişti. Yine ne tesadüf ki Rochildbank’ın adı geçen genel müdürü Türkiye’ye gelmiş, bir oto galerisinin yanı sıra altın ve zirkonla da uğraşan Sivaslı bir işadamının yanında görünmüştü. Yine ne tesadüftür ki büyük bir kulübün başkanının çiftliğinde Haluk Kırcı, Abdullah Çatlı ve bizim genel müdür bir arada görülmüşlerdi. Ha sonra ne oldu derseniz; Ataköy’de bir daireden genel müdür birileri tarafından alındı. Azerbaycan’a götürüldü. Devir Muttalibov devriydi. Başsavcı Ramazanov muydu neydi adı ülkenin en etkin adamıydı. Eldeki fidyenin gidişine hiç kimsenin sesi bile çıkmadı. Dolanan laf KGB aldı götürdüydü. Ama bu başka bir KGB idi. İnsanın aklına neler geliyor. Aradan kaç yıl geçti. Hiram ağabey, Vatan gazetesinin baş yazarı Güngör Mengi ile acaba neler konuşmuştu.



Ergenekon mergenekon, Agarta magarta ..Şimdi de kod adı sıfır.

e-Posta Yazdır PDF

Şu Ergenekon davası çıktı aklım fikrim şaştı, bir türlü akıl erdiremiyorum. Her gün gazetelerde bir aklı evvelin iddiası €¦

Düşünüyorum hakikaten olaylar böyle mi gelişti. İstanbul’da Ömerli barajı diye bir yer belde olmuş. Orada seçimler var. Türlü iddialar var. İddialardan birisi mekan jandarma bölgesi olduğu için oraya da yansıtılmış. Deniliyor ki bire beş bin ölçekli imar planları ortadan kaldırıldı yerine sahtesi konuldu. Elimde bir mukavva kutu dönemin Jandarma Kurmay Başkanı Korgeneral Yusuf Soybaş’a gidiyorum. Odada dönemin Jandarma Harekat Başkanı Tümgeneral Osman Özbek var. Her ikisini de tanıyorum. Soybaş Paşayla Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanlığında birkaç kez aynı sofrada oldum. Özbek Paşayla daha albayken, kendisi Jandarma Genel Sekreteriydi, birkaç kez konuşma fırsatım oldu. Benim bu ziyaretimden 13-14 gün sonra Jandarma Genel Komutanı Sayın Orgeneral Aytaç Yalman’ı Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ziyaret etti. Bu ziyaretten 12 gün sonra Korgeneral Soybaş Ordu Spor Okulunda bir kalp krizi geçirdi. Bu kalp krizinden yaklaşık 20 gün sonra Özbek istifaen emekliliğini istedi. Ardından bir gece yarısı Beyaz Enerji soruşturmasını yapan Kurmay Albay Aziz Ergen elindeki soruşturmanın Genel Komutanın emriyle sonuçlandığını, kendisinin de Azerbaycan’a, Bakü’ye tayinin çıktığını söyledi. Tayin usulsüzdü. Durduruldu. Ama ne Ömerli ne Beyaz Enerji davası kalmıştı. Gazetelerde bir Susurluk olayı, Azerbaycan’da darbe, Yeşil, ağaçlara asılanlar €¦Susurluk komisyonunun gizli bölümü, ülkemizde gizlilik mi kalmıştı €¦. Başbakan Mesut Yılmaz’ın Kutlu Savaş, Hanefi Avcı, Şenkal Atasagun üçlüsüyle yaptırdığı kovuşturma kamyona çarpan adamların kimliği, kişiliği, üstlerinden çıkan uyuşturucu konusuna hiç değinmiyor, iki de gazetecinin yardımıyla ülkeye MİT müsteşarı ithal ediyordu. En büyük araştırdıkları şey de sayınlar sayını muamelesi yapılan Abdullah Öcalan’ın Şam’daki merkezinin önünde meydana gelen patlamaydı. Bunu kim yaptırmıştı, nasıl yapılmıştı €¦. Suçlular ortaya çıkmalıydı. Doğru; Öcalan bomba patladığı an def-i hacet için arka bölümdeki klozetli wc’ye gitmeseydi bir çok sorun ortadan kalkmıştı. Efendim; Suriyeliler Atila Ateş Paşa konuşmuş o yüzden Öcalan’ı sınır dışı etmişler. Keçe külahıma anlatın. Üç defa silah fabrikalarınızı (KIRIKKALE) uçurduğu savında olduğunuz Suriyeliler ancak bu lisandan anlıyorlardı. Yoksa Atila Ateş Paşa gibi konuşan çok pek çok insan olmuştu. Jandarma PKK’ya şu kadar bin silah vermiş €¦. Ey yüce Türk milletinin sakinleri, Birinci Körfez harekatının öncesinde az, sonra daha çok biksi, diktiriof, kanas ve benzeri bir çok silahı Kuzey Irak’tan gönderdiğimiz korucularla Türkiye’ye getiriyorduk. Yani anlayacağınız elin gavuru toz ekonomisini elinde tutan PKK’ya en iyi silahları verebiliyordu. Haa derseniz ki Talabani’yle Barzani’ye Türk hükümeti silah vermiştir, onu da hükümet yetkililerine sorun, dönemin başbakanına, cumhurbaşkanına sorun. O şöyle demiş, bu böyle demiş €¦ İyi güzel de, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yasalar var. Neredeyse elli yıllık bir zaman diliminde bir iddianamenin duruşmada okunmadan sayfa sayfa tartışıldığına ilk kez tanık oluyorum. Kel alaka fikir yürütenler mi istersin, aydın diye geçinen entelektüel olduğunu iddia eden bir takım yaratıkların, Türkiye’nin ihalesini tutuklanan üç emekli generalle bir siyasi parti başkanına yıkmasına mı şaşarsın. Nereden anladınız bu kişilerin suçlu olduğunu. Bir suçsuz haksız yere ceza yatacağına varsın bir takım suçlular serbest dolaşsın diyen düşünceye ne oldu da darbe edebiyatı başladı. Asker şuna karşı plan yapmış, iç hizmet kanunun 35. maddesi çok açık, asker muhtıra da verir, bir takım önlemler de alır. Bu kanunları kaldıralım, o zaman ne muhtıra verirler ne önlem alırlar. Efendim medeni ülkelerde, Avrupa Birliği ülkelerinde böyle şeyler olmuyormuş. En önce bir coğrafyana bak. Sağındaki solundaki ülkelere bak ondan sonra konuş. Agarta, Ergenekon, en sonunda sıfırlayacağız belli oldu. Daha duruşmalar başlamamış bir dava hakkında asla konuşmam. Yalnız o kadar çok zırvalanmaya başlandı ki gayri ihtiyari insan kendisini tutamıyor. Yukarıda bir takım olaylar anlattım. Şu Başbakan’ın Jandarma Genel Komutanı’nı ziyaretinden sonra olanları lütfen bir düşünün. Edip Başer Paşa’nın nasıl çizgi dışına çıktığını, geleceğin genel kurmay başkanı gözüyle kime bakıldığını ve eleştirilere muhatap olan Özkök Paşa’nın ne badireler atlattığını lütfen düşünün. Kasaptaki ete soğan doğramam diyen eski Genel Kurmay Başkanı’nın diğer dediklerini niye göz ardı ediyorsunuz. Muhtıraya gerek yok demiş olay bitmiş. Bu rutin bir işlem. Tek düşüneceğimiz bu siyasetçiler (şu andakiler değil tümü) bizi ne hallere getirdi.  



Sayfa 1 / 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »