Ahmet Altan'ın bugünkü köşe yazısı yine evlere şenlik... Kendimi kasıp, sıkıp sonuna kadar okumayı başardım bu defa... Okumam bitince gülsem mi ağlasam mı bilemedim. €œCumhuriyet'in seksen yılı da kötü geçti. € demiş sayın Altan yazısının başlarında, sonra da eklemiş, €œ1950'ye kadar tam diktatörlüktü zaten.
Atatürk'ün, ardından da İsmet Paşa'nın iki dudağının arasındaydı insanların hayatları. € Bunları yazarken o insanların hayatlarını kime, kimlere borçlu olduğunu bir an aklından çıkarıvermiş anlaşılan. Ülkenin nasıl yeniden kurulduğunu, halkın tebaa olmaktan çıkıp nasıl vatandaşlığa geçtiğini es geçivermiş... Tüm bunlar yaşanırken diktatör olarak nitelendirdiği insanların kendi hayatlarını nasıl hiçe sayıp, ülkeleri için tüm yaşamlarını feda ettiği gerçeğini de görmezden gelmiş. Eee ne diyelim, şimdi moda bu. Yazdığın her yazıda Atatürk'e iki laf çakmaya çalışacaksın, diktatör diyeceksin, olmadı alkolik diyeceksin, çapına göre yapacaksın artık birşeyler. Zamanın, şartların neleri gerektirdiğini hiç düşünmeyeceksin... Malum ikbal bekleniyor biryerlerden. Yani yazının başlangıcına şaşırdım dersem yalan olur. O yüzden "Sen kim oluyorsun da dil uzatıyorsun Ata'mıza" demek dışında bir yorum yapmıyorum. Herkes neyin ne olduğunu biliyor aslında... Neyse dedim ya sebat edip devam ettim okumaya. Efendim sayın Altan'a göre özellikle son otuz yıl korkunçmuş. Bunun nedeni de €œKürt savaşı €ymış... Yazının tam burasında bir beş saniye boş boş baktım gazeteye... €œKürt savaşı € ha!!!! Ne zamandar beri pkk terörünün adı Kürt savaşı oldu acaba? Bilmeyen, bu ülkede bir Kürtler var bir de diğerleri, iki taraf birbirine girmiş zannedecek. Sayın Altan'ın acilen terimler, tanımlar ve özellikle de yakın tarih üzerine ufak bir araştırma yapması gerekiyor diye düşüne düşüne okumaya devam ettim. Ahaaaaa!!! Bir de baktım olaya Ahmet Kaya da karışmış. €œKürtçe şarkı söyleyeceğim dediği için genç yaşta sürgünde ölmek zorunda kaldı. € tam olarak bu cümleyi kullanmış sayın Altan. Ama yine es geçtiği birşeyler var. Ahmet Kaya o malum gecede Kürtçe şarkı söyleyeceğim dediği için sürgüne gönderilmedi sayın Altan. pkk bayrağı ve sözde kürdistan haritası altında verdiği demeçlerin video kayıtları ortaya çıkınca kaçtı! Ahmet Kaya'dan önce de bu ülkede Kürtçe şarkı, türkü söyleyenler oldu, sonra da... Yazısının sonlarına doğru içine bir umut ışığı kaçmış olacak ki, €œkanlı saçmalıklar çağı €nın kapanacağından, €œTürkiye'nin dünyanın saygıdeğer ülkeleri arasına € gireceğinden, €œtarihle yüzleşmekten € korkmayacağımızdan falan bahsetmiş. Tüm bu güzel gelişmeleri başlatacak olan da 15 Ağustos'da Apo'nun kendi €œyol haritası €nı açıklayacak olmasıymış. Apo dediği hani şu bildiğiniz İmralı misafiri; Abdullah Öcalan... Verdiği emirlerle kundak bebeklerini anasının koynunda kurşuna dizdiren adam. Kanlı katil, terörist başı. Asker, polis, öğretmen, sade vatandaş demeden katleden, ettiren insan müsveddesi... Yıllardır Doğu ve Güneydoğu'yu kana bulayan, yaptığı katliamlarla nam salmış Abdullah Öcalan. "Yuhh ya" dedim sadece... Ciddiye alsak? Böyle bir yazının nesini ciddiye alalım. Almasak, yazdıkları yenilir yutulur şeyler değil. En iyisi dedim kendi kendime bir kıssa anlatalım da belki birşeyler anlar sayın Altan.... Vakti zamanında cahilin biri kendi aklınca bir hazreti sınava tabi tutmak istemiş. Başlamış sormaya; Hani demiş bir evliya var idi. Hani sopasını sallamıştı da ırmağı ikiye yarmıştı, sürüsünü geçirmişti. Hazret durmuş, düşünmüş demiş ki; neresini düzelteyim? Evliya değil, enbiya idi. Sopa değil asa idi. Irmak değil deniz idi. Sürü değil ümmet idi... Şimdi duruyorum, düşünüyorum, soruyorum sayın Altan'a; bu yazının neresini düzeltelim???


