Son Güncelleme:07:02:41 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa HABERLER MEDYADAN

Medyadan

Ahmet Altan bunu hep yapıyor, saçmalama hakkını kullanıyor…

e-Posta Yazdır PDF

Ahmet Altan'ın bugünkü köşe yazısı yine evlere şenlik... Kendimi kasıp, sıkıp sonuna kadar okumayı başardım bu defa... Okumam bitince gülsem mi ağlasam mı bilemedim. €œCumhuriyet'in seksen yılı da kötü geçti. € demiş sayın Altan yazısının başlarında, sonra da eklemiş, €œ1950'ye kadar tam diktatörlüktü zaten.

Atatürk'ün, ardından da İsmet Paşa'nın iki dudağının arasındaydı insanların hayatları. € Bunları yazarken o insanların hayatlarını kime, kimlere borçlu olduğunu bir an aklından çıkarıvermiş anlaşılan. Ülkenin nasıl yeniden kurulduğunu, halkın tebaa olmaktan çıkıp nasıl vatandaşlığa geçtiğini es geçivermiş... Tüm bunlar yaşanırken diktatör olarak nitelendirdiği insanların kendi hayatlarını nasıl hiçe sayıp, ülkeleri için tüm yaşamlarını feda ettiği gerçeğini de görmezden gelmiş. Eee ne diyelim, şimdi moda bu. Yazdığın her yazıda Atatürk'e iki laf çakmaya çalışacaksın, diktatör diyeceksin, olmadı alkolik diyeceksin, çapına göre yapacaksın artık birşeyler. Zamanın, şartların neleri gerektirdiğini hiç düşünmeyeceksin... Malum ikbal bekleniyor biryerlerden. Yani yazının başlangıcına şaşırdım dersem yalan olur. O yüzden "Sen kim oluyorsun da dil uzatıyorsun Ata'mıza" demek dışında bir yorum yapmıyorum. Herkes neyin ne olduğunu biliyor aslında... Neyse dedim ya sebat edip devam ettim okumaya. Efendim sayın Altan'a göre özellikle son otuz yıl korkunçmuş. Bunun nedeni de €œKürt savaşı €ymış... Yazının tam burasında bir beş saniye boş boş baktım gazeteye... €œKürt savaşı € ha!!!! Ne zamandar beri pkk terörünün adı Kürt savaşı oldu acaba? Bilmeyen, bu ülkede bir Kürtler var bir de diğerleri, iki taraf birbirine girmiş zannedecek. Sayın Altan'ın acilen terimler, tanımlar ve özellikle de yakın tarih üzerine ufak bir araştırma yapması gerekiyor diye düşüne düşüne okumaya devam ettim. Ahaaaaa!!! Bir de baktım olaya Ahmet Kaya da karışmış. €œKürtçe şarkı söyleyeceğim dediği için genç yaşta sürgünde ölmek zorunda kaldı. € tam olarak bu cümleyi kullanmış sayın Altan. Ama yine es geçtiği birşeyler var. Ahmet Kaya o malum gecede Kürtçe şarkı söyleyeceğim dediği için sürgüne gönderilmedi sayın Altan. pkk bayrağı ve sözde kürdistan haritası altında verdiği demeçlerin video kayıtları ortaya çıkınca kaçtı! Ahmet Kaya'dan önce de bu ülkede Kürtçe şarkı, türkü söyleyenler oldu, sonra da... Yazısının sonlarına doğru içine bir umut ışığı kaçmış olacak ki, €œkanlı saçmalıklar çağı €nın kapanacağından, €œTürkiye'nin dünyanın saygıdeğer ülkeleri arasına € gireceğinden, €œtarihle yüzleşmekten € korkmayacağımızdan falan bahsetmiş. Tüm bu güzel gelişmeleri başlatacak olan da 15 Ağustos'da Apo'nun kendi €œyol haritası €nı açıklayacak olmasıymış. Apo dediği hani şu bildiğiniz İmralı misafiri; Abdullah Öcalan... Verdiği emirlerle kundak bebeklerini anasının koynunda kurşuna dizdiren adam. Kanlı katil, terörist başı. Asker, polis, öğretmen, sade vatandaş demeden katleden, ettiren insan müsveddesi... Yıllardır Doğu ve Güneydoğu'yu kana bulayan, yaptığı katliamlarla nam salmış Abdullah Öcalan. "Yuhh ya" dedim sadece... Ciddiye alsak? Böyle bir yazının nesini ciddiye alalım. Almasak, yazdıkları yenilir yutulur şeyler değil. En iyisi dedim kendi kendime bir kıssa anlatalım da belki birşeyler anlar sayın Altan.... Vakti zamanında cahilin biri kendi aklınca bir hazreti sınava tabi tutmak istemiş. Başlamış sormaya; Hani demiş bir evliya var idi. Hani sopasını sallamıştı da ırmağı ikiye yarmıştı, sürüsünü geçirmişti. Hazret durmuş, düşünmüş demiş ki; neresini düzelteyim? Evliya değil, enbiya idi. Sopa değil asa idi. Irmak değil deniz idi. Sürü değil ümmet idi... Şimdi duruyorum, düşünüyorum, soruyorum sayın Altan'a; bu yazının neresini düzeltelim???



Ahmet Altan diyor ki….

e-Posta Yazdır PDF

Büyük gazeteci Ahmet Altan 29 Ekim tarihli yazısında yine bir sürü inci döktürmüş. Efendim, Ahmet bey şöyle buyurmuşlar; resmi bayramlar pek bir resmiymiş. Halk coşkuyla kutlamıyormuş. Cumhuriyet hiç halkın cumhuriyeti olmamış. Dolayısıyla doğal değilmiş bu bayramlar €¦. Onun için kimse sevinç, coşku, kardeşlik ve huzur hissetmiyormuş bu bayramlarda €¦. Ahmet Bey’in incileri böyle devam edip gidiyor. Kendi hissetmediği coşkuyu halkın da hissetmediğini sanıyor Ahmet Altan €¦ Tüm dünyayı kendisinden ibaret zannettiğinden olacak! Ya da başka bir düşünce, Ahmet Bey de biliyor halkın bu bayramları nasıl coşkuyla kutladığını. Halkımızın cumhuriyet ve devrimlerini ne kadar içselleştirdiğini ama bir türlü söylemeye dili varmıyor. Artık nerelere hizmet ediyorsa, böyle demek zorunda €¦.

Ahmet Bey’e bir tavsiyem var €¦. Madem geçtiğimiz bayram 29 Ekim’di, oradan örnek vereyim. Bir 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda sokaklara çıksın sayın Altan €¦ Hangi şehirde olduğu fark etmez. Halka baksın. Marşlara nasıl yürekten eşlik ettiklerine, resmi geçitte kendilerini ritme nasıl kaptırdıklarına baksın. Sokaklardan, caddelerden geçen arabaların camlarındaki bayraklara baksın. Evlerin, apartmanların, işyerlerinin balkonlarına baksın, nasıl kırmızı beyaz heryan. Bisikletleriyle, motorsikletleriyle, resmi törenlerden bağımsız arka arkaya konvoy yapan gençlere baksın €¦. Ahmet Bey, genç-yaşlı-çoluk-çocuk, kadınlı erkekli, Anıtkabir’e akın eden, etnik kökeni ne olursa olsun Türk ama gerçek Türk halkına baksın. Belki o zaman görür Türk halkının bu bayramları nasıl coşkuyla kutladığını. Eğer yine göremezse yapacak bir şey yok. Gönül gözü iyice kapanmış demek ki €¦.



Taraf gazetesine birilerinin düşmanlığı mı var?

e-Posta Yazdır PDF

Olmayan MİT belgesi  habere kaynak oldu....   Taraf Gazetesi’nde MİT suikastı anlatıyor diye bir haber çıktı. Nevzat Çiçek imzasıyla yayınlanan haberde, MİT’in Sabancı suikastını çözdüğü , bu suikastın Susurluk’daki kazada ölen Abdullah Çatlı, Hüseyin Kocadağ ve Piyade Yüzbaşı Hüseyin Pepekal tarafından organize edildiği iddia ediliyor. MİT raporu adıyla gazetede yer alan fotokopi de buna   kaynak olarak gösteriliyor. Belgede; Emniyet tarafından yakalanan eroinlerin, İstanbul Büyükçekmece’deki AK çimento ocaklarında imha edilmeyip Avrupa’ya satıldığı bilgisi yer alıyorMUŞ.   Yine aynı belgede bu durumla ilgili Özdemir Sabancı’nın uyarıldığı fakat işleyiş devam edildiği belirtiliyorMUŞ. Ergenekon Operasyonu yapılmadan altı ay önce €œErgenekonun Çöküşü Bir € adlı kitabı yazan gazeteci Zihni Çakır, yarın piyasaya çıkacak €œKod Adı dDarbe € adlı kitabında bu belgeyi yayınlıyor. Belgenin sahte olduğunu fotokopiye baktığın an   anlamamanın imkanı yok. €œMAH (Milli Ahvale Hizmet), MEH (Milli Emniyet Hizmetleri), MİT (Milli İstihbarat Teşkilatı) adıyla devam eden müsteşarlığın 1920’lerden günümüze süren bir yazışma şekli vardır. Evraklar bu yazışma şekline göre düzenlenir. Zihni Çakır’ın, argo deyimiyle birileri tarafından €œvıza € bastığı anlaşılıyor. Üç kağıtçılar bul karayı, al parayı diye bağırırlar. Boş kağıtlara para yatırdığın zaman da €œvıza bastın € derler. Argoda bunun çeşitli deyimleri vardır. Allah tüm gazetecileri kucağa gelmekten, vıza bastamaktan, mandepsiye oturmaktan korusun. Bugünlerde Milli İstihbarat Teşkilatı fazla açıklama yapmıyor. Daha önce olsa anında girişimlerde bulunur, adli mercilere başvururlardı. Bakalım şimdi ne yapacaklar. Zihni Çakır’ın Ergenekon’un Çöküşü Bir adlı kitabını okumadım ama büyük bir merakla onu da bulup okuyacağım, yarın çıkacak Kod Adı Darbe adlı kitaba da bakacağım.