Son Güncelleme:07:02:41 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa HABERLER KISA KISA

Kısa Kısa

Allah'a emanet gidiyoruz....

e-Posta Yazdır PDF
Fuat Paşa bir tarihte İstanbul'u ziyaret eden bir İngiliz'e şehri gezdiriyormuş. Adamın sık sık gözüne ilişen Maşallah yazıları dikkatini çekmiş.
-Her yerde gördüğüm şu yazılar nedir acaba? diye sormuş.
Çok zeki bir devlet adamı olan Fuat Paşa hemen yapıştırmış cevabı;
-Osmanlı sigorta şirketinin levhalarıdır efendim....
Bakın bakalım bir gidişata... Değişen birşey var mı?


Cesare Beccaria

e-Posta Yazdır PDF

BeccariaDaha önce bu sayfalarda sizlerle ünlü bir hukuk adamının birkaç cümlesini paylaşmış ve sözlerin sahibini bilen okuyucularımıza Ünal İnanç'ın yazmış olduğu “Lazımlık” isimli kitabı hediye edeceğimizi söylemiştik. Sorumuza doğru cevabı veren iki okuyucumuz oldu. Sayın Mehmet Çelik ve Sayın Sedat Saygın'ı kutluyoruz. Okuyucularımız mektup adreslerini e-posta yoluyla bildirirlerse kitapları en yakın zamanda ellerine geçecektir.

 

Peki nereden çıktı bu Beccaria sorusu...

Malumunuz Ergenekon Davası nedeniyle ortalıkta sürekli bir gizli tanık, gizli tahkikat lafı dolaşıp duruyor. Delillerin bile gizlisi açığı çıktı... Medya kulislerinde gizli tanıkların kimler olduğuna dair sürekli söylentiler dolaşıyor. Muhtemelen üç vakte kadar bu söylentiler de kesin bilgi olarak gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında boy boy karşınıza çıkacak. Ancak kimsenin aklında bu çok gizli tanıkların söylediklerinin doğru olup olmadığının nasıl anlaşılacağı, iddialarını nasıl ispatlayacakları ya da kimsenin göremeyeceği gizli delillerin nasıl delil olarak kabul edileceği hakkında en ufak bir fikir yok.

İşte Beccaria, hukuk dünyasında oldukça önemli bir yeri olan Suçlar ve Cezalar isimli kitabında bu soruna yüzyıllar önce değinmiş.

Bizde önce sizlere Beccaria'nın kim olduğunu kısaca tanıtalım sonra da Suçlar ve Cezalar kitabının Gizli Tahkikat bölümünü paylaşalım istedik.

Cesare Beccaria (1738-1794)

İtalyan iktisatçı ve hukukçusu. Pavia Üniversitesi'nde hukuk okudu. Jean Jacques rousseau'nun toplumsal kuramlarının etkisinde kalarak bunları çağdaş toplum ve felsefe sorunlarına yansıttı. Ölüm cezası ve işkencenin kaldırılması, cezalardaki eşitsizliğin giderilmesi ve gerçek amacın suçu önlemek olduğuna ilişkin Suçlar ve Cezalar isimli kitabını 1764 yılında yazdı. Çok deneyimsizken yazmasına rağmen bu eser 22 dile çevrildi ve Avrupa'da ceza yasalarında köklü bir değişiklik yapılmasına neden oldu. Ceza yargıçlığı ve danışmanlık da yapan Beccaria 1768-1771 yılları arasında Milano Üniversitesi'nde Ekonomi hocalığı yaptı. Son eseri olan Genel Ekonomi Öğretileri ölümünden sonra 1804 yılında yayınlandı.

GİZLİ TAHKİKAT “ACCUSE SEGRETE”

Gizli tahkikat apaçık bir suistimal olduğu halde, bir çok milletlerde mer'i bulunmaktadır. Bu ancak hükümetin zaafından doğan bir zarurettir. Gizli itham ve tahkikat insanları sahtekar ve hain yapar. Vatandaşarı arasında bir münafık bulunduğundan şüphe eden kimse çok gecikmeden kendine birini düşman bilir, duygularını gizlemek itiyadını kazanır ve başkalarına karşı kapalı durmak alışkanlığı nihayet şahsı, bizzat kendi nefsine karşı ürkek bir hale getirir. Böyle bir duruma düşen insanlar ne bedbahttırlar!

Bunlar kendilerini korkunç ejderhalar gibi tehdit eden müfterilerin şerrinden sakınmak endişesiyle geniş bir deryada çırpınır dururlar. Başa gelecek felaketlerin endişesiyle yaşadıkları anı acılarla zehirlerler; sükun ve emniyetin o kadar tatlı olan zevklerinden mahrum, sadece zavallı hayatlarını şurasında burasında, istical ve korku ile tattıkları bazı zevklerin tesellisi içinde ömürlerini geçirip dururlar.

Acaba taç ve vatanın koruyucusu olan cesur yürekli askerleri bu çeşit insanlar içinde bulabilecek miyiz? Acaba bu gibi insanlar arasında ifsat ve izlal edilmez devlet adamlarını ve hakimleri bulabilecek miyiz? Öyle kimseler ki, vatanperverane ve korkusuz bir belagatla devletin hakiki menfaatlerini söyleyebilsinler ve bu faziletleri inkişaf ettirerek vatandaşların her tabakasından devlete servet, sevgi ve hayırhahlıklar taşıyabilsinler; bu nimetleri en muhteşem saraylardan, muhtaçların en mütevazi çatılarına kadar sokarak onlara emniyet, huzur ve mukadderatlarını tashih ettirmek ümidini ve her ferdin bulunduğu uçtimai şartlar içinde mesut yaşama sırrının aziz mayasını verebilsinler!

Zulmün nüfuz edilmez kalkanı olan gizlilikle müsellah bir iftiradan kendini koruyabilecek kim vardır? Her tebaasını bir düşman gibi gören ve güya umumun selameti için her vatandaşın huzurun kaçıran bir hükümdar ve onunhükumeti ne acınacak durumdadır!

O halde gizli tahkikat ve cezalandırmanın sebebi ne olabilir? Acaba bu zaruret ammenin selamet ve huzuru ve hükümet şeklinin devam ve muhafazası endişesinden mi doğuyor?

Öyle ise, itiraf edelim; bu hükümet denilen şey ne garip bir teşekküldür ki, maddi, manevi bütün kuvvetleri avucunda tuttuğu halde hala her fertten korkmaktadır!

Yoksa itham edenlerin şahsi emniyetleri mi amil oluyor? Şu halde, kanunlar bunları layıkıyla himaye edemiyor; kanundan ve hükümdardan daha kuvvetli şahsiyetler var demektir. Acaba alçakça münfıklık yapan şahsın hayatını siyanet etmek zarureti mi amil olmaktadır? Böyle olunca aleni iftira cezalandırılıyor, ve fakat gizli iftira ise mübah kılınmış oluyor demektir!

Acaba suçun mahiyeti mi bunu zaruri kılmaktadır? Eğer bütün fiillerin, hatta ammenin hayrı için işlenmiş olanların da dahil, hepsi aynı şekilde tavsif ve tecrim kılınmış olsaydı bunda haklı olunabilirdi.

Binanaleyh, tahkikatın bütün safhalarına gizlilik asla girmemelidir.

Acaba, aleni surette tecziyesi cemiyetin menfaatine zıt bir cürüm bulunabilir mi? Şunu ilave edeyim ki, ben burada bütün hükümetlere saygı gösteriyor, hiç birini diğerinden ayırt edilmiş olarak söz konusu yapmıyorum. Maalesef, ahvalin hususiyetleri bazan bu derece garabetler arzeylemekte ve bir devletin siyasi varlığını yıkmadıkça, bünyesine sinen bu nevi yolsuzlukları söküp atmaya imkan olmadığına inanmak zarureti doğmaktadır. Şu cihanın muhtelif köşesinde yeni kanunları tedvinle vazifelendirilseydim, gelcek neslin hayali gözümün önünde şahlanır, titreyen ellerimi yakalar ve beni bugünkü mevzuata benzeyen bir şeyi yazmama asla müsaade etmezdi! M.de Montesquieu, aleni tahkikatın, vatandaşlarının en büyük gayret ve ihtirasları, ammenin hayrı üzerinde tekasüf etmesi gereken cumhuriyet rejimlerine uygun düştüğünü, mutlakiyetle idare edilen rejimlerde ise bu gayret ve aşkın pek zayıf olduğunu söylüyor. Lakin ister cumhuriyet, isterse mutlakiyet idaresi cari olsun, müfteriye verilecek ceza, onun isnat ettiği fiile verilen cezanın aynı olmalıdır!

 

 

 

 

 

 



BU KİMDİR?

e-Posta Yazdır PDF

 

-Beni okuyup anlasalardı doğrusu kendilerinden korkum olurdu. Lakin zalimler hiç okumazlar....

-Beşer duygusunun tabii temayyüzlerine aykırı olan her kanun, kanun vasfına haiz olamaz. Binaenaleyh neticesi şaamet olur.

-Öyle bir hükümet ki, iktidar kendi siyasi varlığında mevcut olmalıdır. Yoksa, onu oluşturan şahısların elinde olmamalıdır.

-Kanunları, bütün vatandaşları tarafından anlaşılabilen milletlere ne mutlu. Zulmün nüfuz edilmez kalkanı olan gizlilikle donanmış bir iftiradan kendini koruyabilecek kim vardır?

Her vatandaşını bir düşman gibi gören ve güya umumun selameti için her vatandaşın huzurunu kaçıran bir iktidar ve onun hükümeti ne acınacak durumdadır.

-Yukarıdaki sözlerin kime ait olduğunu bilen ilk on kişiye birer adet Ünal İNANÇ'ın yazdığı LAZIMLIK adlı kitap hediye edilecektir. Kitaplar PTT vasıtasıyla gönderilecektir. Lütfen posta adreslerinizi de cevapla birlikte gönderin.

 



Sayfa 1 / 4

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »