Son Güncelleme:07:02:41 AM GMT

Başlıklar:
RSS

Şuan Bu sayfadasiniz: Anasayfa HABERLER HUKUK

Hukuk

Ünal İnanç yazıyor: Şu Başıma Gelenler, Almadığım Uygulamalı Dersler..

e-Posta Yazdır PDF

Şirinoğlu Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi her yıl çeşitli etkinlikler yapar. Başbakan STK'lar suskun kalmasın der; biz Avrupa Birliği konusunda, ekonomi, uyum yasaları, organize suçlar ve terör diye paneller düzenleriz... Son dört yılda askeri birlikler, cezaevleri ve okullara elli binin üzerinde kitap, onlarca bilgisayar, çeşitli kişilere buzdolabı, fırın vs. beyaz eşyaların da bulunduğu koltuk, masa yani bir evi tamamlayacak eşya verildi.

Her yıl yüzü aşkın çocuk, ayakkabısından iç çamaşırına, pantolonu, gömleği ve sünnet kıyafetlerine varana kadar giydirildi, en iyi oyuncaklar hediye edilerek özel bir teknikle ağrısız sünnet edildi. Yine her sene iki evrede belediyelerin dağıttığına hiç benzemeyen erzak paketleri ihtiyacı olanlara dağıtıldı. Bugüne kadar yirmiyi aşkın engelli arabası, on bir adet akülü araba dağıtıldı. Bütün bunları üç kurucu üye ile onların bir elin parmağını geçmeyecek hayır sever arkadaşları yapmıştır. Yüzlerce master, doktora, yüksek lisans öğrencisi vakıftan kaynak sağlamıştır.

Asrın davası olarak nitelendirilen Ergenekon Terör Örgütü olayından göz altına alınınca Araştırma Merkezi de batağa saplandı. İki televizyon montaj ünitesi, kasaları ve harddiskleriyle bütün bilgisayarlar götürüdü.   Bina kira... İçindekiler bir milyon sekiz yüz elli bin liraya sigortalı. Bereket içinde çalışanlar vakıf gönüllüleri. Ama onların cep harçlıkları, yol paraları, günde üç öğün yemek masrafları var.   Her şey parayla. Biz buranın masrafını belgesel çekip sponsorlardan aldığımız parayla sağlıyoruz. Harddisklerim var, suç unsuru arayacaklar, inceliyorlar... İki tane cep telefonuma el koydular, zaten dinliyorlardı. Bunun kartının kopyasını almak beş dakika bile sürmez, nesini incelerler? Bu incelemeyi yapanlar hakikaten bu işi biliyorlar mı? Memur bey diyor ki, gidin bir harddisk alın sizin harddiskin imajını size vereyim. İyi güzel de kardeşim o montaj bilgisayarlarının en ucuzu, ikinci el alsan altı bin euro'dan az değil. Bilgisayar kasasından bugüne kadar kim delil bulmuş? Telefonlarıma el koydunuz, AB'ye gireceğiz ya hem bizim hem AB yasalarına aykırı, özgürlüğümü engelliyorsunuz...Bu harddiskler neden bu kadar önemli, €œ23 Nisan 1920'de açılan Büyük Millet Meclisi'nin € tüm tutanakları iki parça halinde bu harddiskte bulunuyor. Bu arşiv bir tek Şirinoğlu Araştırma Merkezi ve TBMM'de var. Bir harddiskte Milli Kütüphanenin, diğer bir harddiskte TBMM kütüphanesi'nin kayıtları var. Bir harddiskte Beyazıt Kütüphanesinin kayıtları bulunuyor. Diğerleri de bunlara benzeyen şeyler. Şimdi ben kime güveneyim, hangi derdime yanayım? Dünyadaki ve bizdeki uygulamanın şöyle olması lazım; harddiskin   iki kopyasının veya memurların deyimiyle imajının alınması lazım. Bu kopyalardan birinin damgalı-mühürlü bir şekilde zanlıya veya avukatına verilmesi lazım. Bilgisayarı da olduğu gibi orada bırakmak gerekiyor. Bunlar cd'ler ve dvd'ler için de geçerli. Aldığın şahit numuneyi izlersin, bir suç unsuru varsa gereğini yaparsın. Bu uygulama ileride bu benim harddiskim değil diye insanların iddia etmemeleri için yapılır. Bu arada Emniyet Genel Müdürü'ne de bir sözüm olacak; Birkaç defa 'veri kurtarma, harddisk inceleme ve encase kursu' açtınız. Sahi bunu ne için yaptınız, bu kursa gidenler şimdi hangi görevde? Benim bildiğim bu kursta yukarıdaki iddialarımı öğrettiniz. Uygulama tamamen ters. Suç bilimi diye bir bilim var. Suçla mücadele edenlerin 'bak önceden sizi dövüyorduk. Şimdi ne kadar güzel muamele ediyoruz' demesiyle, yapılan hukuk dışı uygulama inkar edilebilir mi? Başımızda bulunan AKP hükümetinin, 'görev hatalarından doğan tazminatı kim neden olmuşsa ona ödettireceğiz' diye bir beyanı var. Yarın avukatım son bir defa yaşamımızı idame ettirmek için gerekli aygıtların acilen bize iadesini talep edecek. Ardından da zarar ve ziyanımızın tazmini için dava açacağız. Bu ülkede yargıçların da olduğunu biliyorum. Ne yapayım, vakıf olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne, mükellef olarak Maliye'ye, dernek olarak İçişleri Bakanlığı'nın müfettişlerine karşı sorumluyum.



Adalete Güvenim Sonsuzdur

e-Posta Yazdır PDF

20.yüzyılın birinci yarısında doğmuşum. Bize öğretilenler belliydi. Vatanını sev, yasalara saygılı ol, adalete güven, bayrağını yere düşürme, €˜Türkiye Cumhuriyeti’ni   kuran halka Türk milleti denir. Ne mutlu Türk’üm diyene’ €¦   Bu öğretilerle büyüdüm. Özellikle adalete hep güvendim. Gerçi   dünya büyüyor, globalleşiyor yani yuvarlaklaşıyor, Avrupa Ekonomik Topluluğu Avrupa Birliği diye tek millet olma yolunu tutuyor. Tabi bu esintiden bizde de bir şeyler olacaktı. Karizmatik bir lider geldi, birileri ikinci Atatürk dedi birileri de öyle şeyler anlatmaya başladı ki birinci Atatürk de kimmiş, en büyük Atatürk o oldu. Onu cumhurbaşkanı seçtik.

 Seçildiği gün ve yemin töreninde Meclis’teydim. İlk atılımı Hıyaneti Vataniye kanununu kaldırarak ülkemizi çağ atlatmak ne kelime ufuklar atlattı. €˜Hıyaneti Vataniye Kanunu’ kaldırdı dünyada belki de vatana ihanetin serbest olduğu tek ülke Türkiye oldu. Ekonomide büyük hamleler yaptı. Ne kadar kaçakçılık, rüşvet, irtikaptan tutuklanmış veya davası süren adam varsa hepsini çıkarttığı af yasalarıyla serbest bıraktı. Bu arada düşündüm, yirmi yaşından kırk beş yaşıma kadar dört askeri cezaevi ve iki sivil cezaevinde kısa süreli de olsa kalmışım. Altı yıl Bakırköy Akıl Hastanesi’nde adli hasta olarak bulunmuşum. Onlarca defa gözaltına alınmış yargılanmışım. Bunun en az yüzde sekseni seçtiğim meslek gazetecilikle ilgili. 60 yaşını geçince çalışma hızımı haftada bir televizyon programı yapacak, internet sitesine yazı yazacak kadar beşte dört oranında azaltmışım. Yavaş yavaş da yolun sonu göründü diye düşünmeye başlamışım. Adalete güvenim sonsuzdur inancıyla başlayan ve yaşam sonsuzmuş gibi çalışan bir insan olarak son dönemde başıma gelen adaletle ilgili üç anımı anlatayım. Çocukları Suç ve Suçlulardan Koruma Vakfı’nın başkanıyım, bir araştırma merkezinin başındayım. Bu araştırma merkezine gelen gönüllülere matbu bir evrak imzalatırız; €œBen buraya katkıda bulunmak için geliyorum, boş zamanlarımı ayırıyorum. Buradan bir ücret talebim yoktur €¦ € Birinci Vaka; Sorunlarıyla ilgilendiğim, ayrıldığı eşine, kendisine ve çocuğuna yardım ettiğim iki fakülte mezunu bir hanımefendi vakfa gelip gitmeye başladı. Herkes kadar ona da ihtiyaçları doğrultusunda para verdim. Ürettiğimiz projelerin hayata geçirilmesinde müellif olarak bir ücret alacaktı. Proje bizim, yapacak olan biziz. Böyle bir konuda aramızda anlaşmazlık oldu. Hazırladığımız projeyi daktilo eden, dosyalayan oydu. Bir fonla ilişki kuracaktık, onu oraya yönlendirdim. Geldi, yaklaşık beş milyon YTL’den fazla yardım edeceklerini, projenin hayat bulmasında bunu iki katına çıkartacaklarını söyledi. Bir de garip istekte bulundu. Acele onunla bir sözleşme imzalamamızı, kendisini müellif olarak göstermemizi istedi. Ben de ona; €œBununla ilgili yasa daha çıkmadı. Sen bir öngörüşme için gittin. Biz bu projeyi iki defa ilgili bakanlığa sunduk. Yasa çıkmadığı için böyle bir sözleşme yapılamaz. Onlar parayı verir, bu kısım doğru. Yasa ters çıkarsa veya beklediğimiz gibi çıkmazsa bu parayı onlara faiziyle geri ödememiz gerekir. Bu arada senin de telif ücreti olarak alacağın yüzde on-ki bu hakkın değildir- biz ne yaparız € dedim ve yolumu ayırdım.   Hanımefendi giderken ÇOKAV’ın envanterine kayıtlı bir laptopu da yanında götürdü. Biz de emniyeti suistimal suçuyla başvuruda bulunduk. Asliye cezada başvurudan bir buçuk sene sonra yargılama başladı. Hanımefendi almadım demiyordu. Gerekçe sunuyordu. Beni kayıtdışı çalıştırdılar diyordu. Buna ilişkin hiçbir belgesi yoktu. Bir dini bayramın arife gününden bir gün önce bir icra emri geldi. Hanımefendi beyan etmiş, beni çalıştırdılar bin beş yüz lira alacağım var demiş. Kimden? Şirinoğlu Araştırma Merkezinden €¦ Araştırma merkezi bir tüzel kişilik değil. Gittik icra memurluğuna itiraz edeceğiz. Dediler ki bu hanım nereden alacaklıyım diyor, buradan, peki bu tüzel kişilik var mı? Yok. O nereden alacağı olduğunu iddia ediyor ÇOKAV’dan. Böyle bir icra işlemi yapılamaz dendi. Mahkemeye gittik ifade verdik. İster inanın ister inanmayın Hakim bey €˜bu hanımefendi orada çalışmış, sizden alacağı varmış, beraatine’ dedi. Vakfın sahibi olduğu götürülen laptopu da adli emanete bıraktı. Aradan iki sene geçti. Düşünüyorum laptopun dört kat fiyatını adli emanete ödeyip alsam mı? Hanımefendi benim iddialarıma göre emniyeti suistimal etmiştir. Mahkemedeki beyanlarına göre laptopu götürmesi ihkakı haktır. Her ikisi de yasalarımıza göre suçtur. Ama olsun, ben adalete sonuna kadar güvenirim. İkinci Vaka; Oğlum Özgür Adam İnanç Ankara Üniversitesi Konservatuarında Modern Dans Bölüm Başkanı’dır. Kendisi Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde eğitimci olarak doktorasını yapmaktadır. İnsanüstü bir gayretle operada sahneye çıkmakta, okuldaki işlerini bihakkın yerine getirmekte, bu arada ücretsiz olarak birçok öğrenciye çeşitli saatlerde ders vermekte, onları yarışmalara hazırlamaktadır. Bir yandan da proje çalışmaları için oradan oraya koşmaktadır. Vakfımıza ait bir kartal arabayı günün en az iki saatini bize ayırdığı için ona verdik. 7 Ağustos 2008’de bir trafik çevirmesinde 116 promil alkollü diye yakalanır. İddia eder, ben pek alkol kullanmam. Yalnız bugün öğle yemeğinde bir bardak buzlu bira içtim. Bu kadar çıkar mı €¦ Onlar da git itirazını adli tıbba yap derler. Gider harçlarını yatırır, hem kan hem üfleme testi sonucu sıfır promil alkol çıkar. Bu arada arabasına el konulmuş, ehliyeti alınmıştır. Ertesi gün polise başvurur. Polis der ki idare mahkemesine dava açacaksın. Onlar hemen karar verirler. Arabayı da ehliyetli bir şoför getir, vakıftan da bir yazı getir al derler. Neyse arabayı alır. Davayı açar. Bu arada mahkeme masrafları, adli tıp, arabanın alınması, cezası beş altı yüz YTL kadar masrafı olur. Ayrı evi olan, üniversitedeki bir öğretim üyesinin maaşı tahmin ediyorum 1300-1400 liradır. En az bu ehliyet ve araba meselesinden ona 3 bin lira yardım ettim. Bugün 10 Şubat 2009 oğlum hala ehliyetini alamadı, mahkemenin kararını bekliyor. Peki oğlum adli tıptan rapor almasaydı. Mahkemeye başvurmasaydı ehliyete yasalar ne kadar zaman el koyacaktı derseniz. 07 Şubat 2009’da ehliyeti iade etmek zorunda kalacaklardı. Şimdi düşünüyorum, adalete güveniyorum güvenmesine ama sağlığım sıhhatim hiç iyi değil, yaşım da malum, yine de söyleyeyim ölmeden önce bu güvencim yitmez. Ha düşüncelerinin gerisi nedir diye sorarsanız, 1950’den sonra bizi yönetenler bu ülkeye ne yaptılar, ne hale getirdiler diye düşünüyorum.



Şimdi Ben Ne Yapayım?

e-Posta Yazdır PDF

1991 yılında arkadaşlarımla Güvenlik ve Yargı Muhabirleri Derneği diye bir dernek kurdum. 1994 yılında arkadaşlarımla Çocukları Suç ve Suçlulardan Koruma Vakfı’nı oluşturdum. 2001 yılında bu iki STK’nın, özellikle benim birikimlerimizden Şirinoğlu Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’ni faaliyet geçirdim.

Daha sonra önce yönetim kurulu başkanlığı sonra da zorunlu olarak başkanlığını yaptığım Türkiye Gaziler Vakfı ile çalışmalarımız oldu. Başında bulunduğum STK’ların en büyük özelliği ne devletten ne başka bir yerden bağış almamamızdı. Kurucu üyelerin ve benim katkılarımla 2009 yılına geldik. Defalarca Ergenekon Terör Örgütü soruşturmasının halk üzerindeki yarattığı korkudan hem televizyonlardaki programlarımda hem de aykirihaber adlı sitemde dile getirdim. En başta da kendi korkumu €¦. Korktuklarım başıma geldi. ETÖ üyesi olmak şüphesiyle gözaltına alındım. Evim, işyerim, misafir kaldığım ev arandı. Kanıt diye bir çok şeye el konuldu. 30 yıla yakın bir süre can güvenliğimle ilgili devletin yanıma ve konutuma verdiği koruma da dahil olmak üzere silahla dolaştım. Özellikle silah taşıma nedenim koruma istemediğimi, onların da vebalini çekebileceğimi belirterek yaptığım başvurular oldu. Yaklaşık iki yıla yakın bir süredir kadere rıza gösterip, can güvenliği ve sürekli basın kartı sahibi olmamdan dolayı yasal hakkım olan dört silahım vardı, önce birini kızıma, bir diğerini oğluma bağışladım. Diğerlerini de bir köşeye koydum. Bu arada belgesel film çalışmalarımız vardı, canlandırma yaptığımız çekimler vardı, televizyon stüdyosunun bulunduğu araştırma merkezinde aksesuar olarak kullandığımız üç tane çalışmayan av tüfeği ile süresi geçmiş bir av tüfeği bulunuyordu. Ayrıca yine aksesuar olarak kullandığımız kuru sıkı silahlar vardı. Savcılıktan salıverildikten sonra öğrendim, dört tane uzun namlulu suikast silahı bulunmuş! Utanın be! Allahtan korkun! Glock marka tabanca da ele geçmiş, bunlar internet sitelerinde basında yer aldı. Öte yandan polisin arama tutanağında ruhsatsız havalı tabanca ve tüfek ele geçirildiğini okudum. Yardımcım Deniz Bilgen Çakır, gerek Ankara gerek İstanbul Emniyet müdürlükleri, ruhsat şube müdürlüğüne telefon etti. 10 yaşında bir çocuğum var, onda üstün atıcılık yeteneği buldular. Arada sırada beden terbiyesinin poligonuna götürüyordum. Hocaları çocuğun çok yetenekli olduğunu, bunun devam etmesini söylediler ayrıca ona bir havalı tüfekle tabanca almamızı, sürekli kontrolümüzde boş zamanlarını antreman yaparak geçirmesi önerisinde bulundular. Ben de nasıl ruhsat alacağımı sordum. Polisler havalı tabancanın ve tüfeğin serbest olduğunu bunlara bir belge verilmediğini söylediler. Bununla kalmadık atıcılık federasyonuna da sorduk. Onlar da güldüler. Böyle tabancalara ruhsat verilmezmiş. Ekmek su gibi ona da ruhsat gerekmiyormuş. Ne diyeyim şaşırdım.



Sayfa 1 / 5

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »