Ülkede gündem karışık. Her gün bir dolu yeni gelişme oluyor. Malum ben de gelişmeleri medyadan takip ediyorum. Bazen öyle haberler oluyor ki, gülsem mi, kızsam mı yoksa oturup bir güzel ağlasam mı bilemiyorum. Yerel, ulusal günde en az on gazete, haber kanalları, internet siteleri derken bünye kendini şaşırıyor açıkçası. Halimi varın bir de siz düşünün. Böyle durumlarda işte ruhumu hezeyanlardan kurtarmak için veriyorum kendimi kitaplara.
Kitaplara dediysem sakın ha öyle beş, on kitap sanmayın. Altmış bini aşan kitaptan bahsediyorum. Tanrı’nın sevdiği kullardan olmalıyım ki otuz senelik ömrümün geçtiğimiz sekiz yılını tam bir kitap cennetinde geçirmeyi nasip etti bana. Düzenli olarak her gün kitapları tek tek inceleyip, çift olanları ayırıp yerlerine yerleştiriyorum. Tabi bazen aradan öyle bir kitap çıkıyor ki, okuyup bitirmeden elimden bırakamıyorum.
Bu sabah da her sabah olduğu gibi günlük gazetelerimi okuyup, sabah haberlerini izleyip bir de üstüne internet sitelerine biraz fazla kaptırınca şöyle bir silkinip kendime geleyim dedim, daldım kitapların arasına. Bazı kitaplar vardır döner döner yine okurum, bazıları vardır kapağına bakar geçerim. Dönüp dönüp yeniden okuduğum kitaplardan biri tekrar merhaba dedi işte bana bu sabah. Dr. Faruk Bayülkem’in Bir Ruh Hekiminin Başından Geçenler kitabı.
Kitabından bahsedip Faruk Hoca’dan bahsetmemek olmaz. Gerçi konuyla ilgili olup da Faruk Bayülkem Hoca’yı tanımayan yoktur ama biz duymayanlar için kısaca bir tanıtalım.
Faruk Bayülkem 1938 yılında stajyer olarak göreve başladığı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni 1977’de başhekim olarak emekli olduktan sonra bile bırakmamış. Mesleğini, insanları hep çok sevmiş. Hep çalışmış çabalamış. Geçtiğimiz sene benim de kendisine tanıtılmak mutluluğuna ulaştığım sevgili Faruk hoca 95 yaşında ve hala kafası zehir gibi. Hala durup dinlenmeden çalışıyor. Bir Ruh Hekiminin Başından Geçenler kitabında anlattıkları, yaşadıklarının sadece bir bölümünün özeti. Kitabı herkese tavsiye ediyor ve Faruk Bayülkem Hoca’ya Tanrı’dan daha uzun ve sağlıklı ömür diliyorum.
Şimdi gelelim bu sabah kafama takılan asıl mevzuya. Faruk Hoca’nın kitabında €œBir ağır ceza hakimi beni Sağlık Bakanlığı’na şikayet ediyor başlıklı bir bölüm var. Öncelikle sizinle bu bölümü paylaşmak istiyorum.
Ben her gece Kırklareli’ne gidiyor, merdiven altına sakladığım makine ile uyurken kendisine elektroşok yapıyormuşum! Sabahları kalktığında başında sersemlik oluyor, dikkatini toplayamıyor, düşünemiyor bu nedenle yanlış kararlar veriyormuş. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı’na beni şikayet eden Kırklareli ceza hakimi, dilekçesinde en ağır şekilde cezalandırılmamı istemiş.
Sağlık Bakanlığı, hakim beyin dilekçesini okumuş, cevaplandırmak üzere hastane başhekimi olan bana göndermiş. €œİnceleyin ve acele cevap verin diyor.
Bu saçma dilekçeyi okuyan herhangi bir kimsenin yapması gereken şey, yırtıp sepete atmak olduğu halde, her dilekçeye muhakkak bir cevap verilmesi düşüncesiyle bürokratik kurallara uyulmuş. Emir bakanlıktan gelince, ben de;
Gönderilen dilekçe incelenmiştir, şikayet konusu olayın hakikatle ilgisi olamaz. Hezeyanlı bir ruh hastasının şikayeti olarak değerlendirilmelidir. Büyük ihtimalle şikayet sahibinin halüsinasyonları vardır. Bir ruh hastası kulağına gelen seslerden etkilenebilir. Ceza hakimi gibi bir kimsenin çok önemli bir görevde yanlış kararlar vermesi çok sakıncalı olacağından kendisini en kısa bir zaman içinde bir psikiyatri kliniği ya da akıl hastanesinde gözlem altına alınarak, gerekirse tedavisi yapılır’ diye kanaatimi yazılı olarak bakanlığıma sundum. Bu yazımı, bakanlığımız, dilekçenize cevaptır diye ekleyerek ona yollamış. Bunu okuyunca hakim bey küplere binmiş, hemen telefona sarılmış, sekreterim;
-Efendim, Kırklareli’nden ağız ceza hakimi bey sizi telefonla arıyor. Bağlayabilir miyim? Diye sordu.
-Buyurunuz efendim. Ben doktor Faruk Bayülkem. Sizi dinliyorum, dedim.
-Demek başhekim sensin! Ben de Kırklareli ağır ceza hakimiyim. Ben seni şikayet ederken, sen beni deli diye akıl hastanesine kapatmak istiyorsun. Sanki her gece buraya gelip bana elektroşok yapan sen değilmişsin gibi suçunu inkar ediyor, üstelik beni lekeliyorsun. Kimse başkasına yaptığı kötülüklerden kurtulamaz. Sen de muhakkak cezanı çekeceksin. Sana ölüm cezası bile az. Önce seni başhekimlikten azlettireceğim. Ağır ceza hakimleri ölüm cezasını verdikten sonra kalemlerini kırar, ben ölüm cezanı bizzat verdikten sonra kalemi değil kafanı kıracağım, diyerek telefonu yüzüme kapattı.
Durumu bakanlığın ilgililerine anlattım. Güldüler, üzerinde durma dediler. Dediler ama, bir gün Kırklareli ağır ceza mahkemesinden benim aleyhime dava açılacağını belki akıllarına bile getirmemişlerdir. Evvelce verdiğim habere gülen bakanlık sorumlusuna, bu defa ben gülerek;
-Beyefendi, Kırklareli ağır ceza mahkemesinden sizin aleyhinize dava açıldığını duyarsanız ne yaparsınız? diye sordum.
Önce anlamamazlıktan gelip,
-Kimin aleyhine açılmış? Diye sorunca,
-Geceleri Kırklareli’ne gidip elektroşok yapıyor diye size beni dilekçe ile şikayet eden ağır ceza hakiminden, bilimsel kanaatimi kendisine yolladığınız hakim beyden, dedim.
-Merak etme gereken yapılır, cevabını aldım. Ama gelin siz yerimde olun. Hezeyanlı ağır ceza hakimi, hemen her gün, hatta günde birkaç defa beni arıyor, mahkeme günü ve saatini hatırlatıyor, şayet gelmezsem jandarma göndereceğini tekrarlıyor. Gelin de aldırmayın, üzülmeyin ve endişelenmeyin €¦.
Çok şükür ben Kırklareli’ne gitmedim. Hakim bey tedavi için bize gönderildi. Sonunu mu merak ediyorsunuz?
Elbet iyileşti. Taburcu oldu. Ama şimdi ne yapıyor bilemiyorum. İnşallah benim gibi suçsuz insanların kafasını kıracak kararlar vermez. Faruk Hoca’nın anısını okudunuz. Bu anı yaklaşık olarak elli sene önce yaşanmış. Şimdi ben size soruyorum, aynı durum bugünlerde yaşadıklarımız arasından size neleri çağrıştırıyor. Bu tip görevliler hakkında Adalet Bakanlığı nasıl karar alıyor, ne gibi işlemlerde bulunuyor? Böyle bir dilekçeyle başvuruda bulunan hakim hakkında işlem yapılıyor mu ya da???
Madem soru sorduk, cevabı bilen okurlarımıza bir hediye vermezsek olmaz değil mi?
Okurlarımız sürekli Ünal İnanç’ın Lazımlık kitabını soruyorlar. Mail atarak göndermemizi istiyorlar. Ancak elimizde çok fazla miktarda kalmadığı için taleplerini gerçekleştiremiyoruz.
Benden size söz, cevabı veren okurumuza Ünal İnanç’ın Lazımlık kitabını, okurun adına imzalı olarak yollayacağım.


