Papa 16. Benedict Türkiye’de. Vatikan’ın yazılı olmayan kurallarına riayet eden 16.Benedict, her Papa gibi, göreve geldikten sonra ilk ziyaretini kendi ülkesine; ikinci ziyaretini ise Türkiye’ye yaptı. Papa’nın, programında Anıtkabir ziyareti, Cumhurbaşkanı Sezer ve Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu’yla görüşme, Ayasofya ve Efes’i ziyaretin yanı sıra Fener Rum Patrikhane’sinde bir ayine katılmak da var. Bu buluşma ziyaretin en önemli noktalarından biri. Çünkü, Cumhurbaşkanı Sezer’in resmi daveti yapmasından önce, Papa’yı Patrikhane amacını ve statüsünü aşan bir girişimle davet etmişti.
Vatikan ve Patrikhane ilişkisinin geçmişine bakıldığında, Türkiye’nin bu ikili ilişkilerden en çok €“ve ağırlıkla olumsuz- etkilenen ülke olduğunu görüyoruz. Bugün bahar havasında seyreden Vatikan-Patrikhane ilişkileri, tarihte Papa ve Patrik’in birbirlerini karşılıklı aforoz etmesine varacak kadar kötüydü. İlişkilerinin düzelmesi de Türkiye’nin Batı ve özellikle ABD ile yeni bir anlayışla yaklaşmasına tesadüf (!) eder. Bugünü anlamak, geçmişi bilmekle mümkün. Daha önceki konuşmalarında, Avrupa Birliği’ni bile kültürel ve dini bir topluluk olarak ifade eden 16. Benedict’in Patrikhane ziyaretini, sadece dini nitelikli bir buluşma olarak görmek, siyasi intihar sayılır. Bu yüzden Türkiye Papa’nın gezisinde, büyüteci Patrikhane üzerine tutmak gerekiyor. Doğu Roma İmparatorluğu ile kurulan Patrikhane, kısa zamanda Piskoposluk derecesine yükseldi ve Roma Kilisesi (Vatikan)’dan sonra gelen 2. büyük kilise olduğu kabul edildi. Daha sonra, 543 yılında, Ekümenikliğini (evrensellik) ilan eden Patrikhane ile Vatikan’ın arası bozulmaya başladı. Birbirlerinin evrensellik iddialarını kabul etmeyen kiliseler nihayet 1054’te birbirlerini aforoz ettiler. Vatikan ve Patrikhane’nin arasının düzelmesi kolay olmadı ancak yüzyıllar süren soğukluk kısa sürede onarıldı. Nasıl mı? İstanbul’un fethinden sonra, Vatikan’a karşı bir koz olarak tutulan ve hatta bazı imtiyazlar tanınan Patrikhane, fırsat buldukça Osmanlı İmparatorluğu aleyhine faaliyetleri desteklemekten geri durmamıştı. Dağılma döneminde açık şekilde ayrılıkçı bir politika izlemesi, Cumhuriyet yönetimini, Patrikhaneye karşı bir tavır almaya itmişti. Bu nedenle Lozan’da en çok tartışılan konulardan biri, Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye’den çıkarılmasıydı. Türk Heyeti’nin bu talebi, Fransa’nın sunduğu €œPatrikhane’nin sadece dini statüyle faaliyet göstermesi koşuluyla varlığını sürdürmesi € önerisi ile geri çekildi. Netice Patrikhane’nin Türkiye’den çıkması Avrupa Devletleri tarafından istenmiyordu. Nihayet, soğuk savaşın ilk yıllarında, Fener Rum Patrikhanesi dış güçler tarafından kullanılmaya başlandı. Stalin’in komünizmi yaymak amacıyla dini kullanmak istemesi Batı Bloku’nu tedirgin etti. Stalin, yıllardır kapalı duran Moskova Patriği’ni 1943’te tekrar açtı. Amacı, başta Fener Rum Patrikhanesi olmak üzere Ortodoks dünyasını etkisi altına almaktı. Türkiye, Kuzey’indeki tehdidi etkisiz kılmak istiyordu. Batı dünyasıyla, özellikle de ABD ile yakınlaşan Türkiye, Fener Rum Patrikhanesi’nin batı dünyası tarafından desteklenmesine konusunda taviz vermek durumunda kaldı. Çünkü Rusya etkisine girecek bir Patrikhane’nin, Türkiye ve bölge güvenliğini tehdit edeceği düşünülüyordu. ABD, Rusya’nın bu girişimine karşı atakta bulunmakta gecikmedi. 1948 yılında, Patrikhane’nin başına hala tartışılan ve izleri devam eden Athenagoras’ı getirtti., ABD Başkan’ı Truman’ın özel uçağıyla Türkiye’ye gelen Athenagoras, önce patrik seçildi, daha sonra Türk vatandaşı yapıldı. Şimdiki Patrik Bartholomeos’un da öğretmeni olan Athenagoras, Vatikan-Patrikhane ilişkilerinde de yeni bir dönem başlattı. Athenagoras, yüzyıllar sonra Vatikan’ı ziyaret ederek aradaki buzları eritti. Görevde kaldığı 24 yıl boyunca dünya Ortodoksları’nı birleştirmek için girişimlerde bulundu, Ruhban Okulu’nu 1951’de Yüksek Okula dönüştürdü, Türk aleyhtarı çalışmalarından ötürü Türkiye’ye girişi bile yasak olan Yakovas’ı Amerika Başpiskoposluk görevine atadı. Öğrencisi Bartholomeus da, O’nun izinden giderek Patrik olduktan sonra Vatikan’ı ziyaret etti. Çift başlı Bizans kartalının bulunduğu, Yunan Hava Yolları’na ait uçakla yaptığı yurt dışı gezilerinde €œDevlet başkanı € statüsünde ağırlanıp destek talep eden konuşmalar yaptı. 2-3 bin kişilik cemaatlerinin papazsız kalacağını öne sürerek Ruhban Okulu’nun açılması için Avrupa Parlamentosu’ndan ABD Başkanı Clinton’a kadar birçok yerde birebir girişimlerde bulundu. Hiç camaati olmayan Bergama, Efes gibi yerlerin dini temsilcileri hala Patrikhane’de görev başında olma ne kadar mantıklıysa, Rum Ortadoks Cemaati’nin papazsız kalacak endişesi de o derece mantıklı. Ayrıca Ruhban Okulu’nun faaliyette bulunduğu 127 yıl içinde verdiği 930 mezunun sadece 38’i Türk’tü. Şimdi tekrar düşünelim. Papa’nın, Patrikhane’de katılacağı bir ayin 2-3 bin kişilik bir yapılan cemaate jestten mi ibaret? Biraz daha genişletirsek ; Papa 16. Benedict, 2. Jean Paul’un misyonunu tamamlayan €œKomünizmle Mücadele € görevi sonrasında hangi misyonu ve görevi üstlendi. Başka bir deyişle Batı Medeniyeti’nin bugün tehdit olarak algıladığı düşünce yaklaşımı hangisi?


